Selamün Aleyküm Dostlar,
Bir rüyayı sizinle paylaşmak istiyorum.
Bir anda uykudan kalktım; çok ilginç bir ışık gördüm ama odanın ışığı kapalıydı , bir baktım saat 3:30 gece fecir vakti, peki gördüğüm bu kadar ışık nerden?
-----
Birden şaşırıp kaldım baktım ki elimin yarısı duvarın içinde, hemen elimi çıkardım, korku içinde oturup elime bakıyordum, tekrar elimi duvara doğru uzattım yine elim duvarın içine giriyordu!..
--
Bir gülümseme sesi duydum. Yüzümü kardeşime doğru çevirdim, yatıyordu korku içinde yatağımdan kalkıp kardeşimi uyandırmaya gittim ama cevap vermedi, annemin odasına doğru gittim, babamı uyandırmaya çalıştım, birilerinin bana cevap vermesini istiyordum ama kimse cevap vermiyordu.
Annemi uyandırmak üzereyken, baktım ki annem uykudan uyandı, uykudan uyandı ama benimle konşmuyordu.
---
Bismillahirrahmanirrahim diyordu ve tekrarlıyordu, babamı uyandırdı, kalk kalk bir bakalım çocuklara dedi annem, şimdi zamanımı bırak uyuyayım yarın ola hayrola dedi babam, ama annemin ısrarı üzerine babam kalkıverdi şaşkınlık içerisinde beraber odamıza doğru geldiler.
Başladım bağırmaya, anne, baba ama hiç birisi cevap vermiyordu! Annemin elbisesini çekiyor beni dinlemesini istiyordum ama annem beni hissetmiyordu! Başladım annemin arkasından yürümeye ta bizim odaya kadar, odamıza girdi ve ışıkları açıverdi; ama benim için fark etmiyordu, çünkü benim için her taraf ışıktı, tam o sırada çok ilginç bir şeyle karşılaştım.
---
Kendi vücudumu gördüm! Evet kendi vücudumu. Oturup kendi kendimi seyrediyordum, iki taneydim. Kendi kendime soruyordum kimdir bu acaba? Nasılda bana benziyor! Başladım kendi kendimi uyandırmaya, bu kabustan kurtulayım diye ama uyanamadım.
---
Babam dedi ki: Bak yatıyorlar işte hadi yerimize gidelim; ama annem sakin olamadı ve benim uyuduğum yatağa doğru gelerek beni uyandırmaya başladı, kalk Muhammed kalk bana cevap ver! Ama cevap veremiyordu! Bir kaç defa uğraştı ama yok. Birden baktım ki babamın gözlerinden yaşlar dökülüyor, o babam ki şimdiye kadar onun göz yaşlarını görmemiştim. Bağrışmalar başladı oracık yerde.. Kardeşim uyandı ve sordu ne oldu? Annem ona bağırarak, ağabeyin Muhammed ölmüş, çok acıklı bir şekilde ağlıyordu.
---
Bağrışmalar fazlalaştı, anneme giderek, anne ağlama ben buradayım bak bana! Ama kimse bana cevap vermiyordu, neden? Oturup bağırmaya başladım, buradayım bakın işte! Ama kimse cevap vermiyordu. Başladım bağırmaya ya Rabbi, ya Rabbi ne olur beni bu rüyadan ve olduğum durumdan kurtar!
---
Uzaktan bir ses duydum, ses yaklaştıkça yükseliyordu, bu ses Allah-ü Teala’nın bir ayeti idi.
((andolsun sen bundan gaflette idin, derhal biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir))
Birden iki kişi beni tuttular, ama insan değillerdi. Çok korktum ! Başladım bağırmaya, bırakın beni, siz kimsiniz? Ne istiyorsunuz? Kabre kadar senin gardiyanlarınız dediler.
----
Ben ölmedim, daha yaşıyorum dedim, neden beni kabre götürüyorsunuz? Bırakın beni! Ben hissediyorum, konuşuyorum ve görüyorum, ben ölmedim. Bana gülümseyerek cevap verdiler. Dediler ki: ey insanlar sizler çok ilginç yaratıklarsınız, sanıyorsunuz ki ölüm hayatın sonudur, ama bilmiyorsunuz ki asıl olan sizin yaşadığınız hayat bir rüyadan ibaret olup öldüğünüz zaman uyanıyorsunuz. Beni kabre doğru çekiyorlardı hala. Yoldayken baktım ki benim gibi insanlar ve yanlarında da aynı o iki yaratıktan var, kimi ağlıyor kimi gülüyor ve kimi ise bağırıyordu. Onlara sordum neden böyle yapıyorlar? Dediler ki: bu insanlar şaşkınlık içerisindeler, nereye gittiklerini biliyorlar, kimisi dalalettedir. Korku içinde sözlerini keserek sordum: Ateşe mi? gidiyorlar yani!
evet dediler . Konuşmalarına devam ederek, o gülenler ise cennete gidiyorlar. Hemen sordum onlara, peki ben nereye gideceğim? Dediler ki, sen bazen iyi gidiyordun, bazen de kötü, bazen tövbe edip ertesi gün günah işliyordun ve izlediğin yol tam olarak belli değildi ve hep öyle yitik kalacaksın. Sözlerini korku içerisinde keserek sordum: Yani ben de mi ateşe gidiyorum yoksa? Onlar da, Allahın rahmeti geniştir ve yolculuk ta uzundur dediler.
---
Yüzümü çevirdim korku içerisinde baktım ailem, babam, amcam, kardeşlerim ve akrabalarım hepsi bir sandık içinde beni taşıyorlardı. Onlara koşarak gittim ve onlara dedim ki benim için dua edin lütfen. Ama kimse bana cevap vermiyordu; kimi ağlıyordu kimi ise hüzünlüydü. Kardeşime giderek, dikkatli ol dünyanın fitnesi seni kandırmasın. Beni duymasını çok isterdim. O iki melek beni kabirdeki cesedimin üzerine bağladılar;
baktım ki babam toprak atıyor üzerime, kardeşlerim topak atıyor, oradaki insanlar hepsi üzerime toprak atıyordu.
----
Dedim ki, ahh keşke onların yerinde olsaydım, Allah’a tevbe etseydim, dün sabah namazımı kılsaydım. Keşke her gün Rabbime dua etseydim. Keşke her gün tövbemi yenileseydim. Keşke kötülüklerden uzak dursaydım. Başladım bağırmaya, ey insanlar dikkatli olun dünya hayatı sizleri kandırmasın, en azından birisinin beni duymasını çok isterdim. Peki sen beni duyuyor musun?
Sübhanellahi ve bi-hamdihi.. Sübhanellahi’l-Azim
kızların erkekler gibi her yere girip-çıkıp gezer olduklarını, edebi giyinmediklerini, tüm gençlerin velilerine ve diğer insanlara saygı göstermediklerini, zenginlerin fakirlerle
ilgilenmediklerini, artık sadaka ve zekât vermez olduklarını insanlarin na mazkılmadıklarını ve oruç
tutmadıklarını, oysa mahşer gününün yaklastığını,kısa bir zaman sonra gökte sadece bir yıldız kalacağını ve dua kapılarının kapanacağını, Kur’an’daki yazıların silinerek okunamaz olacağını, güneşin Dünyaya çok yaklaşarak tersten doğup batacağını... Peygamber efendimiz ayrıca şunları da ekler: 'Her kim bunu okurken yanında başkaları varsa onların da duyacağı şekilde açıktan okusun. Peygamber Efendimiz yukarıdaki durum tespitinden sonra asağıdaki tavsiyelerde bulunur: Günde beş defa namaz kılın, Oruç tutun, Hırsızlık yapmayın Fakirlere yardım edin.
İbret alınacağı ümidiyle..
Ahmet DEMİRER
Selamün Aleyküm Dostlar,
İki küçük hatırayı sizlerle paylaşmak istedim.
Selam ve dua ile..
Osmanlı Ordusunun Gücü
Bir Avrupalı elçi, Macaristan ovalarında cuma molası veren Osmanlı askerlerinin haşyet içinde cuma namazı kılmasını seyrettikten sonra hayretler içinde kalıp:
"Muntazam saflar halinde dizilen 50 bin kişi, imamın bir nidası ile el bağlıyor ve durup bir tek vücût haline geliyorlar. Sonra yine bir tek nida ile 50 bin kişi birden Allah'ın huzurunda secdeye kapanıyorlar. Böyle dev bir kitle karşısında perişan Hıristiyan orduları nasıl tutunabilir?" diye düşüncelerini ifade etmiştir.
(Ersöz, Ahmet; Eğitimde Depremli Yıllar, İst./1993, s. 70)
*
Çanakkale'de Ezan Sesleri
Çanakkale Harbi'nin dehşetli günlerinin birinde, Tayyar Paşamız, ordunun içinde sesi güzel ne kadar asker varsa sabah namazından önce hep birden ezan okumaları emrini verir.
Emri alan yüzlerce asker, şafak kızıllığı ile birlikte, davudî sedâlarıyla o lahutî nağmeleri Çanakkale'nin kanla karışık soğuk sularına kadar dinletirler. Çok geçmeden düşman mevzilerinden kağıda sarılı taşla bir mesaj gelir. Açıp bakarlar; Farsça yazılmış bir not:
- "Bizler Hindistanlı Müslüman askerleriz. İngilizler bize, Almanlara karşı Osmanlı'nın yanında savaşacağımızı söylediler. Biraz önce ezan sesi duyduk, siz kimsiniz?"
Mehmetçiğin kanı donar. Tarih, kandırılmışlığın böylesine pek az şahit olmuştur. Hemen cevap verilir:
- "Burası Osmanlı payitahtının kapısı... Bizler de âsâkir-i Osmanî'yiz. "
(Sağıroğlu, Ahmed; Türkiye Takvimi; 21 Şubat 1991)
I. Cihan Savaşı boyunca Osmanlı'ya karşı savaşan Hintli askerlerin zâiyatı seksenbeşbin kadardır ve bu rakam, bütün cephelerdeki Hintli zayiatının %70'ini teşkil etmektedir.
(Bayur, Yusuf Hikmet; Türk İnkılabı Tarihi, cild 3, kısım 3, T.T.K. Yay., Ankara/1987, s.182)
Ahmet DEMİRER
www.catalcam.net
m.dilek
|
|
|
| | | |